DragTurk

1 Ağustos 2010 Ankara Otodrag Yarışı

Eklenme Tarihi : 2010-08-05

Hafta sonu Ankara'da ANOK Slalom Yarışı'nı da takip etmiş olsam da, Ankara'ya gitmemin en büyük nedeni BOOS Ankara Drag Şampiyonası'nın 1. ayak yarışıydı.

 

Türkiye Drag Şampiyonası geçtiğimiz sene TOSFED takviminden kaldırılınca, bazı kulüplerin düzenlediği mahalli yarışlardan başka hareket olmadı drag dünyasında. Herhangi bir şampiyona olmayınca pek fazla katılım da olmuyor haliyle. Pazar günü düzenlenen yarıştan o nedenle ümitliydim. Yerel de olsa bir şampiyona başlayacak ve birkaç yarışlık bir seri şeklinde düzenlenecekti. Başkent Otomobil ve Motorsporları Kulübü (BOOS) tarafından, TOSFED nezaretinde düzenlenen ilk yarış, oldukça ümit verdi diyebilirim.

 

Eski Hipodrom drag için pek uygun bir pist olmasa da, Ankara'da başka bir pistin olmaması kulüpleri ve yarışçıları oraya mecbur bırakıyor. Hem pistin asfaltı uygun değil, hem de kapalı tribünler piste çok uzak kalıyor. Yarışı daha yakından görmek isteyenler de asfaltın kenarına yığılınca tehlikeli durumlar oluşurdu eskiden.

Fakat BOOS iyi çalışmış. Yarışan arabaları görünce gaza gelip coşan, piste, servis alanına girmeye çalışan gençleri 200 civarında güvenlik görevlisi engelliyordu. Ambulans ve itfaiye sayısı da gayet yeterliydi. Beton bariyerlerin durumu çok iyiydi, pilotlar güvenle yarıştı, herkes riske girmeden yarış izlemiş oldu.

Ancak tüm drag yarışlarında dikkatimi çeken bir güvenlik açığı var.

 

Draglarda önce zayıf arabalar kalkar, yarış ilerledikçe daha güçlü sınıflara geçilir. Yavaş otomobiller kalkarken canla başla çalışan güvenlik, akşama doğru hızlı otomobillerin yarışmaya başladığı saatlerde sıcağın ve yorgunluğun da etkisiyle görevini savsaklamaya başlar.

 

Bu yarışta da aynısı oldu. 18 saniyelik arabalar kalkarken tüm güvenlik görevlileri işlerinin başındaydılar, sıra 11 saniyelik canavarlara geldiğinde birçoğu yorgunluktan sağda solda çekirdek çitlemeye başlamışlardı. Oysa güvenlik asıl hızlı otomobiller kalkarken gerekiyor.

 

Bir diğer güvenlik açığıysa, sadece Ankara yarışlarında karşılaştığımız apaçi yığınının kendi çapında eğlenmesine izin verilmesi.

 

Ankara'da özellikle BMW E30 kullanıcısı olan bir kitle var. Yarışlara girenleri veya arabasını insan gibi kullananları tenzih ederek söylüyorum, bu kitlenin büyük kısmını cahil, davranışının sonuçlarını kestiremeyen, kendini sadece arabasıyla ispatlamaya çalışan apaçiler oluşturuyor.

 

Bu zırtapozlar her drag yarışını sabote etmeye ant içmiş gibi, bu yarışta da Hipodrom'daydılar. Yaptıkları tek iş lanet olası lastikleri bitene kadar sıfır çizmek, burnout yapmak oldu.

 

Arabalarına veya kendilerine güvenseler, ceplerinde de üç kuruş paraları olsa izleyicilerin arasında sıfır çizerek kendilerini ispatlamaya çalışmak yerine piste çıkıp kozlarını paylaşırlar. Ancak ne yetenekleri ne de paraları olmadığı için izleyicilerin arasına dalıp burnout yapmaktan başka bir şey gelmiyor ellerinden.

 

Düşünün, binlerce insan bariyerlerin arkasına geçmiş yarış izliyor, bu gerzekler de izleyicilerin bulunduğu o asfalt alana dalıp lastik yakıyor, sıfır çiziyor, akıllarınca hava atıyorlar. Onların veya onların çevresine toplanıp mal mal izleyenlerin yapacağı en küçük hata geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.

 

Lisanslı ve çok usta bir yarışmacı olan Levent Kesen'in yaptığı kazanın ardından drag yarışları büyük yara aldı. Bir hata daha olmasın diye drag yarışlarının yapıldığı pistlerdeki güvenlik önlemleri yükseltildi ama izleyicilerin arasında serserilik yapanlara yönelik en ufak bir yaptırım hâlâ yok. Orada bir kişi yaralansa, ölse, fatura bütün drag camiasına kesilecek ki, bu apaçilerin draglarla alâkası bile yok.

 

Bu apaçiler madem orada toplanan kalabalığa gösteri yapmaya bu kadar hevesliler ve madem Ankara gençliği de bu apaçileri izlemeyi seviyor, öyleyse onlara da özel bir yer yapılsın. Azıp coştukları asfalt düzlüğe beton bariyerlerle 50 metrekarelik bir alan yapılsın, bunlar da sırayla o alana girip lastikleri bitene, motorları çatlayana kadar lastik yaksınlar. Hem onlar rahatlasın, hem biz rahatlayalım.

 

Biz yarışa dönelim...

Sınıflandırma değiştirilmiş ve bu çok iyi olmuş. Eskiden sınıflandırmalar araçların gücüne, yüklemesine göre, CC aralıklarında yapılırdı. Bu kez sınıflandırmalar seeding turlarıyla düzenlendi. Daha açık söylemek gerekirse, 1800 - 2500 CC aralığı Sınıf 2'de, 2500 - 4300 CC aralığı Sınıf 3'de, 4300 - 5900 CC aralığı Sınıf 4'de, 5900 CC ve üzeri atmosferik motorlu otomobiller Sınıf 5'de, 4300 CC ve üzeri aşırı beslemeli otomobiller Sınıf 6'da yarışırdı. Bu durumda 4500 CC 250 HP bir araba 150 HP NOS basarak, 4500 CC, 180 HP olup 150 HP NOS basan bir arabaya hiç şans tanımıyordu. Sınıflar pek adil olmadığı için sınıf birincileri daha katılımcılar piste çıkarken belli oluyordu.

 

Artık sınıflandırmalar, süreye göre düzenleniyor. Öğleden sonra yapılacak yarış için her otomobil ikişer kez seeding kalkışı yapıyor ve yaptıkları sürenin ortalaması alınarak sınıflar belirleniyor. Yarışçı ilk seedingde 13.50.000 yaptı diyelim, ikinci turunda 13.48.000 yaparsa 13.49.000 ortalamasıyla 13 – 14 saniye sınıfına dahil oluyor.

 

Bu sayede her otomobilin süresi yarıştan önce belirlenmiş, daha adil bir sınıflandırma yapılmış oluyor.

Burada herkesin aklına bir kurnazlık gelebilir. Seeding kalkışlarında yavaş kalıp bir alt kategoriye girip, hızlı kalkışını yarışta yaparak, 2 – 3 saniye hızlı olabilir. Bu kurnazlığı önlemek için kullanılan yöntem, aracın seeding kalkışlarındaki süresiyle yarıştaki süresi arasında saniyenin yüzde yirmi beşi kadar fark olması durumunda araca ceza vermek. Yani araç seedingde ne kadar gittiyse, yarışta da o kadar gitmeli, süresini en fazla saniyenin yüzde yirmi beşi kadar geliştirmeli, daha fazla değil.

Yarışlar uzun zamandır Konya'da düzenlendiği için yarışanların hepsi Konya'nın ölçümlerine alışmıştı. Ancak Konya'nın her zaman kullandığı süre ölçümü ve Ankara'nın yeni kullanmaya başladığı sistem arasında önemli bir fark var.

 

Konya'da süre ışıklar söndüğünde değil, araç hareket ettiği anda saymaya başlıyor. Böylece sürücünün tepki süresi toplam süreye dahil edilmiyor.

 

Ankara'da ise süre ışık söndüğünde başlıyor ve sürücünün tepki süresi de toplam süreye dahil oluyor. O nedenle Konya ve Ankara'daki ölçümlerde aynı aracın süreleri arasında iki saniyeye yakın fark olabiliyor.

ABD'deki yarışlarda iki sistem de kullanılıyor ve yarış sonunda pilota iki bilgi veriliyor. Aracın 0 – 400 metre tamamlama değeri ve sürücünün 0 – 400 metre tamamlama yeteneği. Bizde birini Konya, birini Ankara ölçüyor, ikisini bir arada ölçen pistimiz henüz yok.

 

Ankara yarışında araçların Konya'ya nazaran daha yavaş görünmesinin bir nedeni süre ölçüm sistemiydi, bir önemli neden de Hipodrom'un asfaltı ve Ankara'nın korkunç sıcağı. Pist o kadar sıcaktı ki, bütün arabaların özellikle 1. ve 2. viteslerde patinaj bile çekemediğini, vites geçişlerinde zorlandığını gördük. Pistin durumu da süreleri etkileyince yarışan bütün otomobiller sürelerini 2 saniye civarında uzattılar.

 

Öyle ki, Remaps'in 12 saniye hedefleyen Audi'leri 13 saniye civarında kaldılar. Konya’da 11 saniyeyi gören, Ankara’da 10 saniyenin altına inmesi beklenen İsmail Çam ve Emin Sarı da farklı süre ölçümünün ve Hipodrom’un asfaltının azizliğine uğrayarak 11 saniyenin üzerinde kaldı.

 

Ankara'ya pist yapılana kadar Hipodrom'un asfaltıyla idare etmek zorundayız. Tribünleri, güvenlik önlemleri, fuardan kalma da olsa servis alanında kullanılabilen üstü kapalı bölümüyle Hipodrom, bir drag pistinden beklenenleri elinden geldiğince karşılıyor. Ancak pist olması amacıyla yapılmadığı için, bir yere kadar yetiyor bu özellikler.

 

Organizasyona dönecek olursak, mükemmele yakın bir organizasyondu diyebilirim. Kayıt ücretleri bir mahalli yarış için fazla gibi görünse de, öylesine düzenlenen bir mahalli yarış değil de bir şampiyona olması, kayıt ücretlerini makul bırakıyor. Üstelik BOOS'un yaptığı masrafı görünce "helal olsun verdiğimiz para," diyoruz.

200 civarında güvenlik görevlisi, servis alanındakilere dağıtılan 5.000 şişe su, sandviç ve meyve suyu, -her ne kadar bozulsa da- kapalı tribündeki izleyiciler için kurulan dev zaman ekranı, çalışan onlarca görevli, TOSFED'in payı gibi bir dünya masraf edip, yarışı izlemek için 5 TL bile vermeye üşenen izleyicilere yarış izletildiğinde, 50 arabadan alınan 200 TL kayıt parasının çok da bir anlamı olmuyor.

 

Organizatör elbette para kazanacak, kim böylesine büyük bir organizasyonu zararla kapatmak ister ki? Üstelik bu organizasyonda BOOS'un çok da fazla kâr ettiğini düşünmüyorum.

 

Hataları yok mu? Birçok hata var. Ancak bu, BOOS tarafından düzenlenen ilk drag organizasyonu; sonraki yarışlarda bu hataların da giderileceğine inanmak istiyorum.

 

Yarıştaki en büyük eksiklik, bir sunucunun olmamasıydı. Evet, bunu nasıl düşünemediler anlamıyorum. Kapalı tribündekileri geçtim, pist kenarındakiler bile çoğu zaman kimin kazandığını anlayamadılar. Ne kimin kimle kalktığı seslendirildi, ne de kimin kazandığı... Sunucusuz bir drag yarışı, tribündekilerin alacağı zevkin yarısını çöpe atıyor.

 

İkinci büyük eksik ise kürsü. Bunca yıldır hipodromda yarış düzenleniyor ancak ne federasyon ne de kulüpler buraya bir kürsü hazırlamayı akıl edemediler. Dereceye girenlerin kupa kaldırdığı yer, 30 cm yüksekliğinde sunta sehpalardan ibaret. 30 cm yüksekliğinde 3 tane sehpa getir, ver teneke kupayı gitsin. Olacak iş değil bu. Türkiye'de drag yarışlarının imajının geliştirilmesi isteniyorsa bu ayıbın acilen yok edilmesi lazım. En azından arkası düz bir kamyonet, römork vs üzerine suntadan, alüminyumdan, PVC'den veya başka bir malzemeden portatif bir kürsü yapılabilir. Kürsüye 300 – 500 TL harcamamak için dereceye girenleri sunta sehpalara çıkarmak, yarışlara hakarettir.

 

Katılımın kolay ve ucuz olması, diğer motorsporu disiplinlerindeki kadar masraf ve yetenek gerektirmemesi gibi nedenler, bir yandan drag yarışlarının popülerleşmesini sağlarken, bir yandan da imajının düşük kalmasına neden oldu. Görüntüye, imaja hiçbir zaman önem verilmedi.

 

İmajına önem veren, bir takım ruhuyla sahneye çıkan tek takım Draco Racing Team oldu. Tüm yarışanlar, -en azından iddialı olanlar- böyle bir imaja, kurumsallığa bürünse, kulüpler ve federasyon da imaj açısından üstlerine düşeni yapsalar drag yarışları bugün bulunduğu noktadan çok daha ileride olabilirdi.

 

Kurumsallık ve imaj konusundaki tüm bu başarısızlıklar, sponsorların da uzak durmasına neden oluyor. Atletle kupa kaldıran bir adam dünya rekoru da kırsa, hiçbir ulusal firmanın sponsorluğunu alamaz. Ancak draglarda yarışanlar kurumsallıktan o kadar uzak ki, bir takım kurup ulusal bir firmanın sponsorluğunda yarışmak birçoğunun aklına bile gelmiyor. O kurumsallığı yakalayanlar da, acemi görünen diğer yarışçılar yüzünden sponsor bulamıyorlar.

 

Draglarda kurumsallığın epey gelişmesi lazım.

 

Sonuç olarak baktığımızda, BOOS Ankara Drag Şampiyonası'nın ilk ayağı olan 1 Ağustos Drag Yarışı, bazı eksiklerine rağmen ciddi emek sarf edilen, keyifli bir organizasyon oldu. Umarım sonraki yarışlarda eksikler giderilir ve daha kaliteli drag organizasyonlarına doğru ilerleriz. Türkiye'de 10 senelik geçmişi olan dragların artık sınıf atlaması gerekiyor.

 

Drag Türk'ün anlaşmalı, profesyonel fotoğrafçıları tarafından yarış boyunca çekilen yüzlerce fotoğraf, Drag Türk'ün fotoğraf galerisinde sizleri bekliyor.

 

Burak Gökbulut'un makinesinden 256 Fotoğraf;

http://www.dragturk.com/1-agustos-2010-ankara-otodrag-yarisi-burak-gokbulut-fotogaleri-74.html

 

Ahmet Kadri Sayılır'ın makinesinden 319 Fotoğraf;

http://www.dragturk.com/1-agustos-2010-ankara-otodrag-yarisi-ahmet-k-sayilir-fotogaleri-75.html

 

Yazar: Akay Perker
Makaleye oy ver
Bu galeri 2694 kez görüntülendi.

Yazarın Diğer Makaleleri

  • Pebble Beach Concours d’Elegance

    Pebble Beach Concours d’Elegance

    Eklenme Tarihi :


    California'nın Monterey kentinde 1950'den beri düzenlenen Pebble Beach Concours d’Elegance, dünyanın en prestijli otomotiv organizasyonlarından biri. Toplam değeri 200 milyon doları geçen 175 farklı otomobilin her yıl katıldığı organizasyonda araç türüne, üreticisine, tasarımcısına, ülkesine ve üretildiği döneme göre ödüller dağıtılıyor.
  • WRC Kendine Geliyor!

    WRC Kendine Geliyor!

    Eklenme Tarihi :


    Tüm dünyayı etkileyen ekonomik kriz, motorsporlarını da kötü vurmuştu. Finans sektöründen bilişim sektörüne kadar birçok sponsor motorsporlarından çekildi, devam eden kriz otomobil markalarını da zorladı ve hiçbir zaman bırakacağını düşünmediğimiz markalar Formula 1, WRC gibi dev serilerden ayrıldılar.
  • Pekin, Paris ve Anadol

    Pekin, Paris ve Anadol

    Eklenme Tarihi :


    Türkiye, bugüne kadar kendi ürettiği otomobille, kendi yetiştirdiği pilotlarla bir yarışa katılmadı. 1800lerin sonunda otomobil kavramı ortaya atıldığından beri, bir arpa boyundan hallice yol gidebildik.
+ Yazar'a ait diğer makaleler


Arkadaşına Gönder

Lütfen Bekleyiniz
Adınız:

Mail adresiniz:

Göndereceğiniz E-posta adres(ler)i ekle:

Kullanıcı yorumları ( yorum yok )

  • Red R33 Show
    2010-08-30 01:26:41 Eklendi
  • Vtec Accelleration
    2010-08-30 01:16:49 Eklendi
  • Best Of Exhaust Sounds
    2010-08-30 01:02:20 Eklendi
  • Opet Full Force Reklam
    2010-08-30 00:39:57 Eklendi
  • 2 Fast 2 Real Trailer
    2010-08-30 00:35:10 Eklendi
  • ARM
    2010-08-30 00:33:46 Eklendi